28 Ekim 2010 Perşembe

CUMHURİYETTEN GÜNÜMÜZE MODA SERÜVENİMİZ



"TÜRKİYE MODA TARİHİ"





Yıl 1938, bir zamanlar erkek serpuşu olan fes, kadın modasına girdi. Yıl 1940; Naylon çorap kadın giyiminin en önemli parçası oldu. Yıl 1950; Pilili etekler, ütü gerektirmeyen ‘‘yıka ve giy’’ gömlekleri, gardroplardaki çeşitliliği arttırdı. 70'li yıllar, giyimde başkaldırı ve pervasız görünümü sergiledi. 80'lerde köyden kente göç, modayı derinden etkiledi. 1980-2000 dönemi imaj çağı olarak tarihe damgasını vurdu.




Umut ve masumiyet çağıydı. Bir ülke, bir ulus ve bir devlet yaratılıyordu. Giyim kuşamdan yazıya, müzikten dile, hukuktan sanata, konutlardan kentlere, her alanda batılı bir toplum, batılı bir ülke olunacaktı. Hem de alelacele...




Alpullu'da, Uşak'ta, Turhal'da, Tokat ve Eskişehir'de, daha nice Anadolu kasabasında konser salonları, spor kulüpleri, hatta tenis kortları açılmaya başlamıştı. Dönemin hayali ‘‘Küçük Amerika’’ olmaktı. ‘‘Muasır Medeniyeti’’yeni dünya temsil ediyordu. Ancak giyim modasında Avrupa örnek alınıyordu. Erkek modasında daha çok İngiliz giyim tarzı etkindi. Pantolon askıları yerini kemere bırakmıştı.




 Bereler, şortlar, pijalamalar, yüzme ve güneşlenme mayoları adeta ‘‘modernliğin’’ simgesi olmuştu.



Türkiye'de kadın modasındaki değişim, erkek modasından da hızlı ve radikal oldu. Bukleler makaslara feda ediliyor, saçlar ‘‘a la garçon’’ kestiriliyordu. Kadınların jartiyerli çorapları, kısa saçlarının üstüne taktığı cloche (çan) şapkaları vardı. Yanık ciltler, plajlar, sağlıklı bir görüntü ve spor yapmak çok modaydı.





1930'lara gelindiğinde tüm dünyada olduğu gibi ekonomik kriz Türkiye'yi de etkiledi. ‘‘Yerli Malı Kullan’’ kampanyaları başladı. Sümerbank 1933'de korunmlaya alındı. ‘‘Yerli Mallar Pazarı’’ kurularak halk bu pazarlardan alışveriş etmeye özendirildi. Yine de bu dönemde moda oyunu tüm sosyal sınıflara yayıldı. Giyim ısmarlama-terzi türünden ziyade, ucuz bir çözüm olan hazır giyime kaydı. 1930'lar giyimde sadelik rüzgarı estirdi. Dönemin moda kadını olgun, ölçülü ve daha dişiydi. Saçlar uzamaya bırakılmıştı. Uzun boylu görünmek önemliydi ve tüm terzilik hileleri kadını da erkeği de uzun boylu göstermek üzere seferber edilmişti. Gary Cooper, Clark Gable, Cary Grant, Fred Astaire erkek giyiminde şıklık ve zerafet sembolü idi.


ÖNCE GİYİM

Batılı yaşam şekli genç Türkiye Cumhuriyeti'nde yeni yeni kabul görmeye başlarken, kendini önce giyim tarzıyla belli etti. Her döneme damgasını vuran toplumsal değerleri, değişen giyim tarzında gözlemlemek mümkündü. Mesela 1930'lu yıllarda yaşanan ekonomik kriz, ısmarlama-terzi giysilerin yavaş yavaş terkedilmesiyle daha ucuz bir çözüm olan hazır giyime geçişi sağladı.

 



SAÇLAR UZUYOR
Türkiye'de kadın modasındaki değişim ise erkek modasındakinden de hızlı ve radikal oldu. 1930'larda ekonomik kriz, giyimde sadelik rüzgarları estiriyordu. Uzun saçlı olmayı engelleyen cloche şapkaların modası geçmeye yüz tutmuş, saçlar uzamaya bırakılmıştı.

SAVAŞ YILLARI

İkinci Dünya Savaşı yıllarında askeri üniformayı andıran giysiler moda oldu. Ev kadınları usta birer terziydi artık. Gizli yamalar, onarımlar, elde örülen kazaklar...Yokluk, yaratıcılığın yolunu açmıştı. Amerikan bezinden spor ceketler, şortlar yapılıyor, elde ne varsa değerlendiriliyordu. Şapka eskiye oranla şaşasını yitirmişti. Giyimde farklı gözükmenin ucuz ve kolay yolları aranmaya başlanmıştı. Karaborsadan ipek çorap alamayacak duruma gelen kadınlar, çıplak baldırlarına ipek çorabın dikişlerini taklid eden çizgiler çekerek o varmışçasına davranıyorlardı.

AMERİKAN RÜZGARI
 1950'li, 60'lı yıllarda moda rüzgarları Amerika'dan esti. 50'li yıllar, Türkiye'nin çok partili hayata geçişi ve Amerika'yla kurduğu yeni ilişkilerle belirlenen bir dönemin tanıklığını yaptı. Hollywood filmlerinin güçlü toplumsal etkisiyle ‘‘Amerikan Rüyasından’’ etkilenmemek mümkün değildi. Amerika'da esen moda rüzgarları Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Etek boyları kısaldı. 1950'li yılların kadını göğüslerini kaldıran, belini incelten, vücudunun siluetine hükmeden korselerden ayrılmaya pek niyetli gözükmüyordu.


 Ancak 1960'lara doğru, kendine konfor ve rahatlık getiren modalara hayır diyemedi. Etek boylarında kısalma ve bedende belirli bir rahatlamaya yol açan çuval elbiseleri kabullendi.



Dünyada başkaldırının, kadın, azınlık ve çevre hareketlerinin tohumlarının atıldığı 1960'lar, Türkiye'yi de etkisi altına aldı. Ülke 1960 darbesiyle sonuçlanmış bir sürecin ardından, 1961 Anayasası'nın getirdiği göreli özgürlük ortamını yaşıyordu. Kişisel zevklerin ön plana çıkarıldığı, ‘‘imaj devrinin’’ kapılarının açılmaya başlandığı yıllar yaşanmaktaydı. Tasarımda ‘‘ultra modern’’lik gündeme gelmişti. Işıltılı ıslak görünümlü PVC, kolay kullanımlı akrilik ve polyester kumaşlar, deri görünümlü plastik gibi malzemeler bu çağın havasını yansıtmaktaydı. Yeni ve özgür bir görünüme ulaşmanın yolu açıktı: Kavisleri düzeltmek ve etekleri kısaltmak.

1970'lerde Avrupa'daki öğrenci hareketleri Türkiye'yi de etkiledi. Genel ahlak kurallarındaki özgürleşme modaya da yansıdı. 1970'li yıllarda eteklerin boyu kalça hizasına kadar çıktı. Gözler bu kısalığa alışmış, yediden yetmişe, yakışanından yakışmayanına kadar pekçok Türk kadın mini etek giymeye başlamıştı. Diz yüksekliğinde botlar, geniş kemerler, büyük omuz çantaları, bilek hizasında eldivenler, yapay mücevherler, incikler, boncuklar, hiçbir dönemde olmadığı kadar artmıştı.




SİYASAL HAREKETLİLİK
1970'ler Türkiye'de siyasal ve kültürel hareketliliğin olanca hızıyla yaşandığı bir dönem oldu. Devrimci sol görüşlü öğrenciler arasında gocuk, parka, ülkücü sağ görüşlüler arasında aşağıya doğru sarkık Orta Asya bıyıkları moda oldu. Militancı dinci kesimi ise uzun sakallar simgeliyordu. Bu dönemde toplumsal bir olgu olarak göze çarpan kırsal kente göç, modayı derinden etkiledi. Varoşlarda pantolon üzerine giyilen güllü etekler ve onların üzerine giyilen İngilizce yazılı t-shirtler, yarım tesettür ya da yarım açılma, kentle etkileşimin giyime yansımasıydı.

Anadolu eşrafına yönelik gazino ve pavyonlar, orta sınıfın ilgi gösterdiği tavernalar, gençelerin buluşma yeri publar, üst gelir grubunun gittiği özel kulüpler, diskolar, toplumdaki farklılaşmaların çoğalması ve kendine ait tiplerin doğmasına neden oluyor, ilgi-beğeni alanlarındaki ve türlerindeki artış, giyim tarzlarındaki çeşitliliği de beraberinde getiriyordu. Bu dönemin kadın giyimi, modern ve iyi kesimli, süssüz, bir anlamda klasik bir görünüme sahipti. Uzun manşetli gömlekleri, kalça seviyesinde geniş kemerleri, baldırlarını sarmalayan çizmeleri, çok iri gözlükleri vardı. Ve kadın, her dönemde olduğundan daha sık ve daha çok biçim ve çeşitte pantolonlar, pantolon takımlar giyer olmuştu.

 


MARKALAR DÖNEMİ
12 Eylül 1980 darbesi, toplumu yeni bir sürece soktu. Ekonomide liberalleşme politikaları, yabancı sermayenin Türk pazarına girmesi, modayı yakından etkiledi. Dünyanın ünlü giyim markaları büyük kentlerde peş peşe mağazalarını açıyor, bu markaları taşıyan kıyafetlerle dolaşmak bir statü sembolü sayılıyordu. 1980'lerde shirt, sweat-shirt, tight gibi ingilizceden dilimize yerleşmiş pekçok giyim eşyası, saç bantları, lastik ayakkabılar, eşofmanlar moda oldu.



Kadınlar ise geleneksel olarak erkek egemenliğinde olan iş dünyasına el atmışlar, etek ya da pantolonla giydikleri abartılı vatkalarla kaldırılmış omuz ceketleri, kravatları ile genel moda resmine güçlü, profesyonel iş kadını imajına ait yeni kıyafetler sokmuşlardı. Moda artık elbiselerin stillerine bağlı olmaktan çıkmış, kumaş çeşitliliği modanın demode olma sürecini hızlandırıcı bir rol üstlenmişti.



Sade ve vücudu kavrayan formlar, 90'lara damgasını vurdu. Mümkün olduğunca süsten uzak, iyi kalıp, yetenekli kumaş ve koyu renkli giyimin uzak, endişeli ve sıkıntılı görünümleri seçildi. Dönemler ve giysiler yeniden sunuluyor, giyim parçaları kullanımdan kullanıma yer değiştiriyor, feminen diye kabul görmüş bir kumaştan yapılmış erkek ceketi, lüks parlak malzemeden yapılmış bir spor ayakkabı, gece elbisesinin üstünde altı çizilerek kullanılan teknik bir detay... Artık hiçbir malzeme tek bir cinse özel değildi!

 
-75 Yılda Değişen Yaşam Değişen İnsan Cumhuriyet Modaları, Kolektif, Tarih Vakfı Yurt Yayınları Bilanço 98 Dizisi

Yazının tamamı:

http://turkiyedemoda.blogspot.com/2010/01/75-ylda-degisen-yasam-degisen-insan.html

CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU BÜYÜK ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü SAYGIYLA ANIYORUZ!

 



29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!



Share |

26 Ekim 2010 Salı

HAYATI SADELEŞTİRME AKIMINA VAR MISINIZ?


Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar,gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?"la ilgili.
Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.
Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor!


Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinme'nin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesud ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.



*YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET! *

Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

 Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor!



Los Angeleslı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp *Happy *(*Mutlu*) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. *New York Times *gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış!
Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.


*SANKİ ALIŞVERİŞ İÇİN YAŞIYORUZ *

Bittabi, herkes gider Mersin'e, biz... Şu anda ülkede tam bir AVM patlaması yaşanıyor. Buluşmalar, sosyalleşmeler, hafta sonu aile gezmeleri, her tür eğlence hep alışveriş ve merkezleri etrafında dolanıyor. İndirim dükkânlarının kapısındaki kuyruk ve izdihamlar da cabası.


Geçen gün haberlerde, yastıkların 1 TL'ye satıldığı bir indirim dükkânında birbirini ezen kalabalığın arasından bir ev kadını, bağırarak kameralara anlatıyor: "Ben altı tane kapabildim, iki oğlum var, onlar da ikişer tane aldı, keşke 10 tane daha taşıyabilseydik! Muhtemelen dört kişi olan bu ailenin 20 adet yastıkla ne yapacağı ise meçhul! Türkler artık mümkün olduğu kadar çok malı, mümkün olduğu kadar çabuk alıp, evlerine götürmek için yaşıyor! Alışverişe niyeti olmayan bile vitrin bakıp hayal kuruyor. Konsere gidip keman çalmayı, müzeye gidip ressam olmayı hayal eden pek az. Hayat amaçlarımız genelde "Bazı ürünleri edinmek," üzerine kurulu. 70'li yıllarda bir siyah beyaz televizyon, bir adet buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi ve salonda üzeri tığ işi örtülü sabit hat telefonu olan her aile kendini son derece zengin ve konforlu hissederdi. Sonra işler yavaş yavaş değişti. Artık cep telefonu bu yılın modeli olmayan vatandaşın devlete isyan edesi var. Almaya doyup 'hayatı sadeleştirme' aşamasına ne zaman geliriz, o meçhul.

Gülse BİRSEL










 

Share |